Yüksek Yerler
الأعْرَاف
الاعراف
Surah Al-A'râf for kids content
Hz. Hud ve Kavmi
65Ad kavmine kardeşleri Hud'u gönderdik.
Dedi ki: "Ey kavmim!
Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur.
Hâlâ sakınmayacak mısınız?
"
66Kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: "Biz seni kesinlikle bir sefihlik içinde görüyoruz ve biz seni gerçekten yalancılardan sanıyoruz.
"
67Dedi ki: "Ey kavmim!
Ben bir sefih değilim!
Fakat ben âlemlerin Rabbi'nden bir elçiyim,"
68Size Rabbimin mesajlarını ulaştırıyorum ve size samimi öğüt veriyorum.
69Sizi uyarmak için, kendi içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir hatırlatma gelmesine mi şaşıyorsunuz?
Hatırlayın ki O, sizi Nuh kavminden sonra yeryüzünde halifeler kıldı ve sizi güçlü bir yaratılışla donattı.
Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.
70Dediler ki: 'Bizi sadece Allah'a kulluk etmeye ve babalarımızın taptıklarını bırakmaya mı geldin?
Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit ettiğin şeyi bize getir!
'
71Dedi ki: 'Rabbinizin azabı ve gazabı kesinlikle üzerinize hak olmuştur.
Sizin ve babalarınızın uydurduğu, Allah'ın hakkında hiçbir delil indirmediği bu (sözde) ilahlar hakkında benimle mi tartışıyorsunuz?
O halde bekleyin!
Ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.
'
72Böylece onu ve beraberindekileri rahmetimizle kurtardık ve ayetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenleri helak ettik.
وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمۡ هُودٗاۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥٓۚ أَفَلَا تَتَّقُونَ65
قَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦٓ إِنَّا لَنَرَىٰكَ فِي سَفَاهَةٖ وَإِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ66
قَالَ يَٰقَوۡمِ لَيۡسَ بِي سَفَاهَةٞ وَلَٰكِنِّي رَسُولٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ67
أُبَلِّغُكُمۡ رِسَٰلَٰتِ رَبِّي وَأَنَا۠ لَكُمۡ نَاصِحٌ أَمِينٌ68
أَوَعَجِبۡتُمۡ أَن جَآءَكُمۡ ذِكۡرٞ مِّن رَّبِّكُمۡ عَلَىٰ رَجُلٖ مِّنكُمۡ لِيُنذِرَكُمۡۚ وَٱذۡكُرُوٓاْ إِذۡ جَعَلَكُمۡ خُلَفَآءَ مِنۢ بَعۡدِ قَوۡمِ نُوحٖ وَزَادَكُمۡ فِي ٱلۡخَلۡقِ بَصۜۡطَةٗۖ فَٱذۡكُرُوٓاْ ءَالَآءَ ٱللَّهِ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ69
قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا لِنَعۡبُدَ ٱللَّهَ وَحۡدَهُۥ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعۡبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأۡتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ70
قَالَ قَدۡ وَقَعَ عَلَيۡكُم مِّن رَّبِّكُمۡ رِجۡسٞ وَغَضَبٌۖ أَتُجَٰدِلُونَنِي فِيٓ أَسۡمَآءٖ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّا نَزَّلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٖۚ فَٱنتَظِرُوٓاْ إِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُنتَظِرِينَ71
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥ بِرَحۡمَةٖ مِّنَّا وَقَطَعۡنَا دَابِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بَِٔايَٰتِنَاۖ وَمَا كَانُواْ مُؤۡمِنِينَ72

Peygamber Şalih ve Kavmi
73Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik.
Dedi ki: "Ey kavmim!
Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur.
Size Rabbinizden apaçık bir delil gelmiştir: İşte bu, size bir mucize olarak Allah'ın dişi devesidir.
Onu bırakın, Allah'ın arzında otlasın ve ona kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar.
"
74Hatırlayın ki, sizi Ad kavminden sonra yeryüzüne halifeler kıldı ve sizi yeryüzünde yerleştirdi.
Onun düzlüklerinde köşkler yapıyor, dağlardan evler yontuyordunuz.
O halde Allah'ın nimetlerini anın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
75Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, zayıf düşürülmüş müminlere dediler ki: "Siz Salih'in Rabbi tarafından gönderildiğini gerçekten biliyor musunuz?
" Onlar da dediler ki: "Biz onunla gönderilene kesinlikle inanıyoruz.
"
76Büyüklük taslayanlar dediler ki: "Biz sizin inandığınız şeyi kesinlikle inkar edenleriz.
"
77Derken o dişi deveyi kestiler ve Rablerinin emrinden çıktılar.
Ve dediler ki: "Ey Salih!
Eğer gerçekten peygamberlerden isen, bizi tehdit ettiğin azabı bize getir!
"
78Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında cansız yığılıp kaldılar.
79Bunun üzerine onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ey kavmim!
Andolsun ki ben size Rabbimin mesajını tebliğ ettim ve size samimi nasihatte bulundum.
Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz.
"
وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمۡ صَٰلِحٗاۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥۖ قَدۡ جَآءَتۡكُم بَيِّنَةٞ مِّن رَّبِّكُمۡۖ هَٰذِهِۦ نَاقَةُ ٱللَّهِ لَكُمۡ ءَايَةٗۖ فَذَرُوهَا تَأۡكُلۡ فِيٓ أَرۡضِ ٱللَّهِۖ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٖ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٞ73
وَٱذۡكُرُوٓاْ إِذۡ جَعَلَكُمۡ خُلَفَآءَ مِنۢ بَعۡدِ عَادٖ وَبَوَّأَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ تَتَّخِذُونَ مِن سُهُولِهَا قُصُورٗا وَتَنۡحِتُونَ ٱلۡجِبَالَ بُيُوتٗاۖ فَٱذۡكُرُوٓاْ ءَالَآءَ ٱللَّهِ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ74
قَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ لِلَّذِينَ ٱسۡتُضۡعِفُواْ لِمَنۡ ءَامَنَ مِنۡهُمۡ أَتَعۡلَمُونَ أَنَّ صَٰلِحٗا مُّرۡسَلٞ مِّن رَّبِّهِۦۚ قَالُوٓاْ إِنَّا بِمَآ أُرۡسِلَ بِهِۦ مُؤۡمِنُونَ75
قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا بِٱلَّذِيٓ ءَامَنتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ76
فَعَقَرُواْ ٱلنَّاقَةَ وَعَتَوۡاْ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهِمۡ وَقَالُواْ يَٰصَٰلِحُ ٱئۡتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ77
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلرَّجۡفَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِي دَارِهِمۡ جَٰثِمِينَ78
فَتَوَلَّىٰ عَنۡهُمۡ وَقَالَ يَٰقَوۡمِ لَقَدۡ أَبۡلَغۡتُكُمۡ رِسَالَةَ رَبِّي وَنَصَحۡتُ لَكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُحِبُّونَ ٱلنَّٰصِحِينَ79
Hz. Lut ve Kavmi
80Ve (hatırla ki) Lut, kavmine dedi ki: "Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı bu hayasızlığı mı yapıyorsunuz?
"
81Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz?
Doğrusu siz, haddi aşan bir kavimsiniz.
82Kavminin cevabı sadece şunu demek oldu: "Onları yurdunuzdan çıkarın!
Çünkü onlar, çok temiz kalmak isteyen insanlarmış!
"
83Bunun üzerine biz de onu ve ailesini kurtardık; karısı hariç.
O, geride kalanlardan (helak olanlardan) idi.
84Ve üzerlerine bir azap yağdırdık.
Bak da gör, mücrimlerin akıbeti nasıl oldu!
وَلُوطًا إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ أَتَأۡتُونَ ٱلۡفَٰحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنۡ أَحَدٖ مِّنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ80
إِنَّكُمۡ لَتَأۡتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهۡوَةٗ مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٞ مُّسۡرِفُونَ81
وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوۡمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓاْ أَخۡرِجُوهُم مِّن قَرۡيَتِكُمۡۖ إِنَّهُمۡ أُنَاسٞ يَتَطَهَّرُونَ82
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ كَانَتۡ مِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ83
وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرٗاۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُجۡرِمِينَ84
PEYGAMBER ŞUAYB VE KAVMİ
85Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik.
Dedi ki: "Ey kavmim!
Allah'a kulluk edin.
Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur.
Size Rabbinizden apaçık bir delil gelmiştir.
Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksiltmeyin ve yeryüzünde ıslah edildikten sonra bozgunculuk yapmayın.
Eğer inanan kimseler iseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
"
86Her yolun başında oturup da tehdit ederek, Allah'a iman edenleri O'nun yolundan alıkoymayın ve o yolu eğri göstermeye çalışmayın.
Hatırlayın ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı.
Bozgunculuk yapanların sonunun nasıl olduğuna bakın!
87Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, Allah aramızda hükmedinceye kadar bekleyin.
O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.
88Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: "Ey Şuayb!
Ya bizim dinimize dönersiniz ya da seni ve seninle beraber iman edenleri memleketimizden mutlaka çıkarırız.
" Şuayb dedi ki: "İstemesek de mi?
"
89Allah bizi ondan kurtardıktan sonra sizin dininize dönersek, Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz.
Rabbimiz Allah dilemedikçe, bizim ona dönmemiz asla mümkün değildir.
Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır.
Biz yalnız Allah'a tevekkül ettik.
Rabbimiz!
Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet.
Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.
90Kavminin inkarcı ileri gelenleri dediler ki: "Eğer Şuayb'a uyarsanız, şüphesiz hüsrana uğrayanlardan olursunuz!
"
91Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
92Şuayb'ı yalanlayanlar, sanki orada hiç yaşamamış gibi helak oldular.
Şuayb'ı yalanlayanlar, asıl hüsrana uğrayanlardı.
93Bunun üzerine onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: "Ey kavmim!
Ben size Rabbimin mesajlarını ulaştırdım ve size samimi öğütler verdim.
O halde inkar eden bir topluluğa nasıl üzülebilirim?
"
وَإِلَىٰ مَدۡيَنَ أَخَاهُمۡ شُعَيۡبٗاۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥۖ قَدۡ جَآءَتۡكُم بَيِّنَةٞ مِّن رَّبِّكُمۡۖ فَأَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَٱلۡمِيزَانَ وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ بَعۡدَ إِصۡلَٰحِهَاۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرٞ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ85
وَلَا تَقۡعُدُواْ بِكُلِّ صِرَٰطٖ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنۡ ءَامَنَ بِهِۦ وَتَبۡغُونَهَا عِوَجٗاۚ وَٱذۡكُرُوٓاْ إِذۡ كُنتُمۡ قَلِيلٗا فَكَثَّرَكُمۡۖ وَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُفۡسِدِينَ86
وَإِن كَانَ طَآئِفَةٞ مِّنكُمۡ ءَامَنُواْ بِٱلَّذِيٓ أُرۡسِلۡتُ بِهِۦ وَطَآئِفَةٞ لَّمۡ يُؤۡمِنُواْ فَٱصۡبِرُواْ حَتَّىٰ يَحۡكُمَ ٱللَّهُ بَيۡنَنَاۚ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلۡحَٰكِمِينَ87
قَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ لَنُخۡرِجَنَّكَ يَٰشُعَيۡبُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَكَ مِن قَرۡيَتِنَآ أَوۡ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَاۚ قَالَ أَوَلَوۡ كُنَّا كَٰرِهِينَ88
قَدِ ٱفۡتَرَيۡنَا عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا إِنۡ عُدۡنَا فِي مِلَّتِكُم بَعۡدَ إِذۡ نَجَّىٰنَا ٱللَّهُ مِنۡهَاۚ وَمَا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّعُودَ فِيهَآ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّنَاۚ وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيۡءٍ عِلۡمًاۚ عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلۡنَاۚ رَبَّنَا ٱفۡتَحۡ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَ قَوۡمِنَا بِٱلۡحَقِّ وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلۡفَٰتِحِينَ89
وَقَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ لَئِنِ ٱتَّبَعۡتُمۡ شُعَيۡبًا إِنَّكُمۡ إِذٗا لَّخَٰسِرُونَ90
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلرَّجۡفَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِي دَارِهِمۡ جَٰثِمِينَ91
ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ شُعَيۡبٗا كَأَن لَّمۡ يَغۡنَوۡاْ فِيهَاۚ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ شُعَيۡبٗا كَانُواْ هُمُ ٱلۡخَٰسِرِينَ92
فَتَوَلَّىٰ عَنۡهُمۡ وَقَالَ يَٰقَوۡمِ لَقَدۡ أَبۡلَغۡتُكُمۡ رِسَٰلَٰتِ رَبِّي وَنَصَحۡتُ لَكُمۡۖ فَكَيۡفَ ءَاسَىٰ عَلَىٰ قَوۡمٖ كَٰفِرِينَ93
İnkarcılar Tarihten Ders Çıkarmalıdır.
94Her ne zaman bir topluma bir peygamber göndersek, onun halkını darlık ve zorluklarla sınadık ki belki boyun eğerler.
95Sonra darlığı bolluğa çevirdik, nihayet çoğaldılar ve dediler ki: 'Babalarımıza da darlık ve bolluk dokunmuştu.
' Böylece onları hiç beklemedikleri bir anda ansızın yakaladık.
96Eğer o memleketlerin halkı iman edip takva sahibi olsalardı, üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardık.
Fakat yalanladılar, biz de onları kazandıkları yüzünden yakalayıverdik.
97O memleketlerin halkı, azabımızın kendilerine gece, onlar uykudayken gelmeyeceğinden emin mi oldular?
98Yoksa o memleketlerin halkı, azabımızın kendilerine gündüz, onlar eğlenirken gelmeyeceğinden emin mi oldular?
99Onlar Allah'ın tuzağından emin mi oldular?
Allah'ın tuzağından hüsrana uğrayanlardan başkası emin olmaz.
100Önceki sahipleri helak edildikten sonra yeryüzüne varis olanlara, dilesek onları da günahları yüzünden yakalayabileceğimizi ve kalplerini mühürleyebileceğimizi, böylece (gerçeği)
işitmez hale geleceklerini açıkça belli olmadı mı?
101Sana o memleketlerin haberlerinden bir kısmını anlattık.
Andolsun ki, onlara elçileri apaçık delillerle gelmişti de, daha önce yalanladıkları şeye inanmamışlardı.
İşte Allah, kafirlerin kalplerini böyle mühürler.
102Biz onların çoğunda ahidlerine vefa gösterir bulmadık.
Aksine, onların çoğunu fasık bulduk.
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا فِي قَرۡيَةٖ مِّن نَّبِيٍّ إِلَّآ أَخَذۡنَآ أَهۡلَهَا بِٱلۡبَأۡسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمۡ يَضَّرَّعُونَ94
ثُمَّ بَدَّلۡنَا مَكَانَ ٱلسَّيِّئَةِ ٱلۡحَسَنَةَ حَتَّىٰ عَفَواْ وَّقَالُواْ قَدۡ مَسَّ ءَابَآءَنَا ٱلضَّرَّآءُ وَٱلسَّرَّآءُ فَأَخَذۡنَٰهُم بَغۡتَةٗ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ95
وَلَوۡ أَنَّ أَهۡلَ ٱلۡقُرَىٰٓ ءَامَنُواْ وَٱتَّقَوۡاْ لَفَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَرَكَٰتٖ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَٰكِن كَذَّبُواْ فَأَخَذۡنَٰهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ96
أَفَأَمِنَ أَهۡلُ ٱلۡقُرَىٰٓ أَن يَأۡتِيَهُم بَأۡسُنَا بَيَٰتٗا وَهُمۡ نَآئِمُونَ97
أَوَ أَمِنَ أَهۡلُ ٱلۡقُرَىٰٓ أَن يَأۡتِيَهُم بَأۡسُنَا ضُحٗى وَهُمۡ يَلۡعَبُونَ98
أَفَأَمِنُواْ مَكۡرَ ٱللَّهِۚ فَلَا يَأۡمَنُ مَكۡرَ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡقَوۡمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ99
أَوَ لَمۡ يَهۡدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلۡأَرۡضَ مِنۢ بَعۡدِ أَهۡلِهَآ أَن لَّوۡ نَشَآءُ أَصَبۡنَٰهُم بِذُنُوبِهِمۡۚ وَنَطۡبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ فَهُمۡ لَا يَسۡمَعُونَ100
تِلۡكَ ٱلۡقُرَىٰ نَقُصُّ عَلَيۡكَ مِنۡ أَنۢبَآئِهَاۚ وَلَقَدۡ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُواْ لِيُؤۡمِنُواْ بِمَا كَذَّبُواْ مِن قَبۡلُۚ كَذَٰلِكَ يَطۡبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلۡكَٰفِرِينَ101
وَمَا وَجَدۡنَا لِأَكۡثَرِهِم مِّنۡ عَهۡدٖۖ وَإِن وَجَدۡنَآ أَكۡثَرَهُمۡ لَفَٰسِقِينَ102

WORDS OF WISDOM
- •
Biri şöyle sorabilir: "Eğer İsrailoğulları Yusuf zamanında Mısır'da rahat bir hayat sürdülerse, Musa zamanında neden eziyet gördüler?
" Cevap şöyle olabilir (en doğrusunu Allah bilir):
- •
İsrailoğulları (Yakub'un soyu), Yusuf ile Musa zamanları arasında yaklaşık 400 yıl Mısır'da yaşadılar.
Yusuf zamanında Mısır, Hiksos istilacıları tarafından yönetiliyordu.
12.
Sure'de göreceğimiz gibi, Yusuf Mısır'ın baş veziri olarak atanmış ve Hiksos kralları ona ve ailesine iyi bakmışlardı.
- •
Yusuf'tan çok sonra, Mısırlılar bu istilacıları kovmayı başardılar ve İsrailoğulları'na, Hiksoslarla dost oldukları için zulmetmeye başladılar.
- •
Ayrıca, 28.
Sure'de belirttiğimiz gibi, Firavun, İsrailoğulları arasından doğacak bir erkek çocuğunun kendi saltanatını yok edeceğine dair bir rüya görmüştü.
Bu yüzden onlara köle gibi davrandı; erkek çocuklarını öldürüp kadınlarını sağ bırakıyordu.
{İmam İbn Kesir}
HZ. MUSA İLE FİRAVUN'UN SİHİRBAZLARI
103Sonra onların ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik.
Ama onlar (ayetleri) inkar etmekle zulmettiler.
Bak bozguncuların akıbeti nasıl oldu!
104Musa dedi ki: "Ey Firavun!
Ben gerçekten alemlerin Rabbinden bir elçiyim.
"
105Allah hakkında haktan başkasını söylememek benim üzerime borçtur.
Size Rabbinizden apaçık bir delille geldim, öyleyse İsrailoğullarını benimle gönderin.
106Firavun dedi ki: "Eğer bir ayetle geldiysen, doğru söyleyenlerden isen onu göster bize.
"
107Bunun üzerine Musa asasını attı; bir de ne görsünler, o apaçık bir yılan oldu.
108Sonra elini yakasından çıkardı; o el, bakanlar için bembeyaz parlıyordu.
109Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Bu gerçekten usta bir sihirbazdır,
110Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor.
" Firavun dedi ki: "Peki ne buyurursunuz?
"
111Dediler ki: "Onu ve kardeşini beklet; şehirlere de toplayıcılar gönder
112ki sana bütün usta sihirbazları getirsinler.
"
113Sonra sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip gelirsek, bize uygun bir mükafat olacak mı?
"
114Dedi ki: "Evet, üstelik siz benim en yakınlarımdan olacaksınız.
"
115Dediler ki: "Ey Musa!
Sen mi atacaksın, yoksa ilk atan biz mi olalım?
"
116Musa dedi ki: "Siz atın.
" Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler ve büyük bir sihir yaptılar.
117Sonra Musa'ya vahyettik: "Asanı at!
" Bir de ne görsünler, o (asa) onların uydurduklarını yutuverdi!
118Böylece hakikat üstün geldi ve onların büyüsü boşa çıktı.
119Böylece Firavun ve kavmi orada mağlup oldular ve zelil oldular,
120Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar.
121Dediler ki: "Biz artık alemlerin Rabbine iman ettik,
122Musa ve Harun'un Rabbine.
"
123Firavun tehdit etti: "Ben size izin vermeden ona nasıl iman edersiniz?
Bu, halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzak olmalı.
Ama yakında göreceksiniz.
"
124"Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi çarmıha gereceğim.
"
125Dediler ki: "Biz Rabbimize döneceğiz.
"
126"Bize kızmanızın tek sebebi, Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde onlara iman etmemizdir.
Rabbimiz!
Üzerimize sabır yağdır ve bizi Sana teslim olmuşlar olarak öldür.
"
ثُمَّ بَعَثۡنَا مِنۢ بَعۡدِهِم مُّوسَىٰ بَِٔايَٰتِنَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦ فَظَلَمُواْ بِهَاۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُفۡسِدِينَ103
وَقَالَ مُوسَىٰ يَٰفِرۡعَوۡنُ إِنِّي رَسُولٞ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ104
حَقِيقٌ عَلَىٰٓ أَن لَّآ أَقُولَ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلۡحَقَّۚ قَدۡ جِئۡتُكُم بِبَيِّنَةٖ مِّن رَّبِّكُمۡ فَأَرۡسِلۡ مَعِيَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ105
قَالَ إِن كُنتَ جِئۡتَ بَِٔايَةٖ فَأۡتِ بِهَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ106
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانٞ مُّبِينٞ107
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ108
قَالَ ٱلۡمَلَأُ مِن قَوۡمِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٞ109
يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُمۡۖ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَ110
قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَأَرۡسِلۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ111
يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيم112
وَجَآءَ ٱلسَّحَرَةُ فِرۡعَوۡنَ قَالُوٓاْ إِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبِينَ113
قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ لَمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ114
قَالُواْ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلۡقِيَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ نَحۡنُ ٱلۡمُلۡقِينَ115
قَالَ أَلۡقُواْۖ فَلَمَّآ أَلۡقَوۡاْ سَحَرُوٓاْ أَعۡيُنَ ٱلنَّاسِ وَٱسۡتَرۡهَبُوهُمۡ وَجَآءُو بِسِحۡرٍ عَظِيم116
وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَلۡقِ عَصَاكَۖ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ117
فَوَقَعَ ٱلۡحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ118
فَغُلِبُواْ هُنَالِكَ وَٱنقَلَبُواْ صَٰغِرِينَ119
وَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ120
قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ121
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ122
قَالَ فِرۡعَوۡنُ ءَامَنتُم بِهِۦ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّ هَٰذَا لَمَكۡرٞ مَّكَرۡتُمُوهُ فِي ٱلۡمَدِينَةِ لِتُخۡرِجُواْ مِنۡهَآ أَهۡلَهَاۖ فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ123
لَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفٖ ثُمَّ لَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِينَ124
قَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ125
وَمَا تَنقِمُ مِنَّآ إِلَّآ أَنۡ ءَامَنَّا بَِٔايَٰتِ رَبِّنَا لَمَّا جَآءَتۡنَاۚ رَبَّنَآ أَفۡرِغۡ عَلَيۡنَا صَبۡرٗا وَتَوَفَّنَا مُسۡلِمِينَ126

Firavun'un Zulmü Yüzünden Mısır Cezalandırıldı
127Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: "Musa'yı ve kavmini yeryüzünde fesat çıkarmalarına, seni ve ilahlarını terk etmelerine izin mi vereceksin?
" (Firavun) dedi ki: "Oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını ise sağ bırakacağız.
Onları tamamen boyunduruk altında tutacağız.
"
128Musa kavmine dedi ki: "Allah'tan yardım isteyin ve sabredin.
Şüphesiz yeryüzü yalnızca Allah'ındır.
Onu kullarından dilediğine miras bırakır.
Akıbet müminlerindir.
"
129Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da bize hep eziyet edildi.
" (Musa) dedi ki: "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve sizi yeryüzüne halife kılar da nasıl davranacağınıza bakar.
"
130Andolsun ki Firavun kavmini, belki öğüt alırlar diye kuraklık ve ürün kıtlığı ile cezalandırdık.
131Onlara bir iyilik geldiğinde, "Bu bizim hakkımızdır" dediler.
Ama onlara bir kötülük isabet ettiğinde, onu Musa'ya ve beraberindekilere uğursuzluk saydılar.
Bilin ki her şey Allah katındandır, fakat onların çoğu bilmezlerdi.
132Dediler ki: "Bizi aldatmak için ne mucize getirirsen getir, sana asla inanmayız.
"
133Biz de onların üzerine tufan, çekirge, haşerat, kurbağalar ve kan gönderdik; birbiri ardınca ayetler olarak.
Yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim idiler.
134Ne zaman başlarına bir musibet gelse, dediler ki: "Ey Musa!
Seninle yaptığı ahdi hürmetine, bizim için Rabbine dua et.
Eğer bu musibeti bizden kaldırırsan, sana kesinlikle inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte göndereceğiz.
"
135Ama biz onların musibetini giderir gidermez—belirlenmiş ecellerine kadar—sözlerini bozdular.
136Biz de onları cezalandırdık; ayetlerimizi inkâr etmeleri ve onlardan gafil olmaları sebebiyle onları denizde boğduk.
137Hor görülen o kavmi de, mübarek kıldığımız yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık.
Sabırları yüzünden Rabbinin İsrailoğulları'na verdiği güzel söz yerine geldi.
Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını ve yükselttiklerini de yıktık.
وَقَالَ ٱلۡمَلَأُ مِن قَوۡمِ فِرۡعَوۡنَ أَتَذَرُ مُوسَىٰ وَقَوۡمَهُۥ لِيُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَيَذَرَكَ وَءَالِهَتَكَۚ قَالَ سَنُقَتِّلُ أَبۡنَآءَهُمۡ وَنَسۡتَحۡيِۦ نِسَآءَهُمۡ وَإِنَّا فَوۡقَهُمۡ قَٰهِرُونَ127
قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِ ٱسۡتَعِينُواْ بِٱللَّهِ وَٱصۡبِرُوٓاْۖ إِنَّ ٱلۡأَرۡضَ لِلَّهِ يُورِثُهَا مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦۖ وَٱلۡعَٰقِبَةُ لِلۡمُتَّقِينَ128
قَالُوٓاْ أُوذِينَا مِن قَبۡلِ أَن تَأۡتِيَنَا وَمِنۢ بَعۡدِ مَا جِئۡتَنَاۚ قَالَ عَسَىٰ رَبُّكُمۡ أَن يُهۡلِكَ عَدُوَّكُمۡ وَيَسۡتَخۡلِفَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرَ كَيۡفَ تَعۡمَلُونَ129
وَلَقَدۡ أَخَذۡنَآ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ بِٱلسِّنِينَ وَنَقۡصٖ مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَذَّكَّرُونَ130
فَإِذَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡحَسَنَةُ قَالُواْ لَنَا هَٰذِهِۦۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةٞ يَطَّيَّرُواْ بِمُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓۗ أَلَآ إِنَّمَا طَٰٓئِرُهُمۡ عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ131
وَقَالُواْ مَهۡمَا تَأۡتِنَا بِهِۦ مِنۡ ءَايَةٖ لِّتَسۡحَرَنَا بِهَا فَمَا نَحۡنُ لَكَ بِمُؤۡمِنِينَ132
فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلطُّوفَانَ وَٱلۡجَرَادَ وَٱلۡقُمَّلَ وَٱلضَّفَادِعَ وَٱلدَّمَ ءَايَٰتٖ مُّفَصَّلَٰتٖ فَٱسۡتَكۡبَرُواْ وَكَانُواْ قَوۡمٗا مُّجۡرِمِينَ133
وَلَمَّا وَقَعَ عَلَيۡهِمُ ٱلرِّجۡزُ قَالُواْ يَٰمُوسَى ٱدۡعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَۖ لَئِن كَشَفۡتَ عَنَّا ٱلرِّجۡزَ لَنُؤۡمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرۡسِلَنَّ مَعَكَ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ134
فَلَمَّا كَشَفۡنَا عَنۡهُمُ ٱلرِّجۡزَ إِلَىٰٓ أَجَلٍ هُم بَٰلِغُوهُ إِذَا هُمۡ يَنكُثُونَ135
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ فَأَغۡرَقۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّ بِأَنَّهُمۡ كَذَّبُواْ بَِٔايَٰتِنَا وَكَانُواْ عَنۡهَا غَٰفِلِينَ136
وَأَوۡرَثۡنَا ٱلۡقَوۡمَ ٱلَّذِينَ كَانُواْ يُسۡتَضۡعَفُونَ مَشَٰرِقَ ٱلۡأَرۡضِ وَمَغَٰرِبَهَا ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَاۖ وَتَمَّتۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ ٱلۡحُسۡنَىٰ عَلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ بِمَا صَبَرُواْۖ وَدَمَّرۡنَا مَا كَانَ يَصۡنَعُ فِرۡعَوۡنُ وَقَوۡمُهُۥ وَمَا كَانُواْ يَعۡرِشُونَ137
Musa'nın Kavminin Put Talebi
138İsrailoğulları'nı denizden geçirdik.
Onlar da putlara tapan bir kavme rastladılar.
Dediler ki: "Ey Musa!
Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap.
" Musa dedi ki: "Gerçekten siz cahil bir kavimsiniz!
"
139Onların içinde bulundukları (yol) yıkılmaya mahkumdur ve yaptıkları boşa gidecektir.
140Dedi ki: "Sizin için Allah'tan başka bir ilah mı arayayım?
Oysa O, sizi âlemlere üstün kılmıştır.
"
141Ve sizi Firavun ailesinden kurtardığımızı hatırlayın.
Onlar size kötü bir azap tattırıyorlardı; oğullarınızı boğazlıyorlar, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı.
İşte bunda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardı.
وَجَٰوَزۡنَا بِبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱلۡبَحۡرَ فَأَتَوۡاْ عَلَىٰ قَوۡمٖ يَعۡكُفُونَ عَلَىٰٓ أَصۡنَامٖ لَّهُمۡۚ قَالُواْ يَٰمُوسَى ٱجۡعَل لَّنَآ إِلَٰهٗا كَمَا لَهُمۡ ءَالِهَةٞۚ قَالَ إِنَّكُمۡ قَوۡمٞ تَجۡهَلُونَ138
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ مُتَبَّرٞ مَّا هُمۡ فِيهِ وَبَٰطِلٞ مَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ139
قَالَ أَغَيۡرَ ٱللَّهِ أَبۡغِيكُمۡ إِلَٰهٗا وَهُوَ فَضَّلَكُمۡ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ140
وَإِذۡ أَنجَيۡنَٰكُم مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَسُومُونَكُمۡ سُوٓءَ ٱلۡعَذَابِ يُقَتِّلُونَ أَبۡنَآءَكُمۡ وَيَسۡتَحۡيُونَ نِسَآءَكُمۡۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَآءٞ مِّن رَّبِّكُمۡ عَظِيمٞ141
Musa'nın Allah ile Buluşması
142Musa'ya otuz gece vaat ettik, sonra buna on gece daha ekledik de böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye tamamlandı.
Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: "Kavmim içinde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yoluna uyma.
"
143Musa, belirlediğimiz vakitte gelip de Rabbi onunla konuşunca, "Rabbim!
Bana kendini göster de sana bakayım.
" dedi.
Allah buyurdu: "Beni asla göremezsin!
Ama şu dağa bak; eğer o yerinde durabilirse, o zaman beni görebilirsin.
" Rabbi dağa tecelli edince, onu paramparça etti ve Musa bayılarak yere yığıldı.
Ayılınca dedi ki: "Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim!
Sana tövbe ettim ve ben inananların ilkiyim.
"
144Allah buyurdu: "Ey Musa!
Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmamla seni insanlar arasından seçip üstün kıldım.
Öyleyse sana verdiğime sıkıca sarıl ve şükredenlerden ol.
"
145Onun için levhalara her şeyi açıklayan, her şeyden öğüt ve hükümler yazdık.
"Bunları kuvvetle tut ve kavmine de onun en güzellerine uymalarını emret.
Size fasıkların yurdunu göstereceğim.
"
146Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım.
Onlar her türlü ayeti görseler de ona inanmazlar.
Doğru yolu görseler, onu yol edinmezler.
Ama sapıklık yolunu görseler, onu yol edinirler.
Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları yüzündendir.
147Ayetlerimizi ve ahirette Allah'a kavuşmayı inkâr edenlerin amelleri boşa gidecektir.
Bu, onların yaptıklarının karşılığı değil midir?
۞ وَوَٰعَدۡنَا مُوسَىٰ ثَلَٰثِينَ لَيۡلَةٗ وَأَتۡمَمۡنَٰهَا بِعَشۡرٖ فَتَمَّ مِيقَٰتُ رَبِّهِۦٓ أَرۡبَعِينَ لَيۡلَةٗۚ وَقَالَ مُوسَىٰ لِأَخِيهِ هَٰرُونَ ٱخۡلُفۡنِي فِي قَوۡمِي وَأَصۡلِحۡ وَلَا تَتَّبِعۡ سَبِيلَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ142
وَلَمَّا جَآءَ مُوسَىٰ لِمِيقَٰتِنَا وَكَلَّمَهُۥ رَبُّهُۥ قَالَ رَبِّ أَرِنِيٓ أَنظُرۡ إِلَيۡكَۚ قَالَ لَن تَرَىٰنِي وَلَٰكِنِ ٱنظُرۡ إِلَى ٱلۡجَبَلِ فَإِنِ ٱسۡتَقَرَّ مَكَانَهُۥ فَسَوۡفَ تَرَىٰنِيۚ فَلَمَّا تَجَلَّىٰ رَبُّهُۥ لِلۡجَبَلِ جَعَلَهُۥ دَكّٗا وَخَرَّ مُوسَىٰ صَعِقٗاۚ فَلَمَّآ أَفَاقَ قَالَ سُبۡحَٰنَكَ تُبۡتُ إِلَيۡكَ وَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ143
قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنِّي ٱصۡطَفَيۡتُكَ عَلَى ٱلنَّاسِ بِرِسَٰلَٰتِي وَبِكَلَٰمِي فَخُذۡ مَآ ءَاتَيۡتُكَ وَكُن مِّنَ ٱلشَّٰكِرِينَ144
وَكَتَبۡنَا لَهُۥ فِي ٱلۡأَلۡوَاحِ مِن كُلِّ شَيۡءٖ مَّوۡعِظَةٗ وَتَفۡصِيلٗا لِّكُلِّ شَيۡءٖ فَخُذۡهَا بِقُوَّةٖ وَأۡمُرۡ قَوۡمَكَ يَأۡخُذُواْ بِأَحۡسَنِهَاۚ سَأُوْرِيكُمۡ دَارَ ٱلۡفَٰسِقِينَ145
سَأَصۡرِفُ عَنۡ ءَايَٰتِيَ ٱلَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَإِن يَرَوۡاْ كُلَّ ءَايَةٖ لَّا يُؤۡمِنُواْ بِهَا وَإِن يَرَوۡاْ سَبِيلَ ٱلرُّشۡدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلٗا وَإِن يَرَوۡاْ سَبِيلَ ٱلۡغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلٗاۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَذَّبُواْ بَِٔايَٰتِنَا وَكَانُواْ عَنۡهَا غَٰفِلِينَ146
وَٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بَِٔايَٰتِنَا وَلِقَآءِ ٱلۡأٓخِرَةِ حَبِطَتۡ أَعۡمَٰلُهُمۡۚ هَلۡ يُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ147


WORDS OF WISDOM
- •
Birisi, 'Musa'nın kavmi neden altın buzağıya taptı?
' diye sorabilir.
İsrailoğulları Mısır'da yaklaşık dört yüzyıl yaşadı.
Bazıları, Firavun'un kavminin putperestlik de dahil olmak üzere kötü uygulamalarından etkilendi.
Musa'nın kavmi köle muamelesi gördüğü için, bazıları Mısırlı efendilerinin tanrılarına imreniyordu.
Bu yüzden Allah onları Mısır'dan kurtarır kurtarmaz, Musa'dan kendileri için bir put yapmasını istediler.
138-140.
ayetlere göre, inek şeklinde putlara tapan bazı insanların yanından geçerken bir put talep ettiler.
Daha sonra Samiri, Musa'nın yokluğundan faydalanarak onlar için altın bir buzağı yaptı ve onlar da bunu bir tapınma nesnesi olarak benimsediler.
(İmam İbn Aşur)

WORDS OF WISDOM
- •
Biri şöyle sorabilir: 'Nisa Suresi'nde Kur'an'ın tutarlı olduğu belirtilmişti.
Harun neden 7:150 ayetinde 20:94 ayetindekinden farklı bir cevap verdi?
' Bu surede daha önce de belirtildiği gibi, belirli bir konunun (diyelim ki, Musa'nın hayatı veya Cennet'in nimetleri) tam resmini elde etmek için, o konuyla ilgili tüm detayları
farklı surelerde okumamız gerekir.
İmam İbn Aşur'a göre Harun, halkını buzağıya tapmaktan vazgeçirmeye zorlamamasının nedeni olarak toplam 2 sebep gösterdi: 1.
Halkın kendisini öldürmesinden korktu (7:150).
2.
Eğer öldürülürse, halkın bölünüp kendi aralarında savaşmasından korktu (20:94).
Böylece, bu iki bilgi aslında birbirini tamamlar ve tek bir noktaya varır: halkı arasındaki birliği koruma arzusu.
Altın Buzağı İmtihanı
148Musa'nın yokluğunda kavmi, altın ziynet eşyalarından buzağı gibi görünen ve ses çıkaran bir put yaptı.
Görmediler mi ki o onlara ne bir söz söyleyebilir ne de bir yol gösterebilirdi?
Yine de onu ilah edindiler ve çok büyük bir zulüm işlediler.
149Pişmanlık duyup saptıklarını anladıklarında dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olacağız.
"
150Musa, kavmine çok öfkeli ve üzgün bir halde döndüğünde dedi ki: "Benim yokluğumda ne kötü bir iş yaptınız!
Rabbinizin azabını mı acele istediniz?
" Sonra levhaları attı ve kardeşinin saçından tutarak kendine doğru çekti.
Harun dedi ki: "Ey anamın oğlu!
Bu kavim beni güçsüz buldu ve neredeyse beni öldüreceklerdi.
Öyleyse düşmanlarımı sevindirme ve beni o zalimlerle bir tutma.
"
151Musa dua etti: "Rabbim!
Beni ve kardeşimi bağışla ve bizi rahmetine dahil et.
Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.
"
152Buzağıyı ilah edinenlere, Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir zillet erişecektir.
İşte biz iftira atanları böyle cezalandırırız.
153Kötülük işleyen, sonra tövbe edip iman edenlere gelince, şüphesiz Rabbin, bütün bunlardan sonra, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
وَٱتَّخَذَ قَوۡمُ مُوسَىٰ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِنۡ حُلِيِّهِمۡ عِجۡلٗا جَسَدٗا لَّهُۥ خُوَارٌۚ أَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّهُۥ لَا يُكَلِّمُهُمۡ وَلَا يَهۡدِيهِمۡ سَبِيلًاۘ ٱتَّخَذُوهُ وَكَانُواْ ظَٰلِمِينَ148
وَلَمَّا سُقِطَ فِيٓ أَيۡدِيهِمۡ وَرَأَوۡاْ أَنَّهُمۡ قَدۡ ضَلُّواْ قَالُواْ لَئِن لَّمۡ يَرۡحَمۡنَا رَبُّنَا وَيَغۡفِرۡ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ149
وَلَمَّا رَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوۡمِهِۦ غَضۡبَٰنَ أَسِفٗا قَالَ بِئۡسَمَا خَلَفۡتُمُونِي مِنۢ بَعۡدِيٓۖ أَعَجِلۡتُمۡ أَمۡرَ رَبِّكُمۡۖ وَأَلۡقَى ٱلۡأَلۡوَاحَ وَأَخَذَ بِرَأۡسِ أَخِيهِ يَجُرُّهُۥٓ إِلَيۡهِۚ قَالَ ٱبۡنَ أُمَّ إِنَّ ٱلۡقَوۡمَ ٱسۡتَضۡعَفُونِي وَكَادُواْ يَقۡتُلُونَنِي فَلَا تُشۡمِتۡ بِيَ ٱلۡأَعۡدَآءَ وَلَا تَجۡعَلۡنِي مَعَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ150
قَالَ رَبِّ ٱغۡفِرۡ لِي وَلِأَخِي وَأَدۡخِلۡنَا فِي رَحۡمَتِكَۖ وَأَنتَ أَرۡحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ151
إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ ٱلۡعِجۡلَ سَيَنَالُهُمۡ غَضَبٞ مِّن رَّبِّهِمۡ وَذِلَّةٞ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُفۡتَرِينَ152
وَٱلَّذِينَ عَمِلُواْ ٱلسَّئَِّاتِ ثُمَّ تَابُواْ مِنۢ بَعۡدِهَا وَءَامَنُوٓاْ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعۡدِهَا لَغَفُورٞ رَّحِيمٞ153

WORDS OF WISDOM
- •
Aşağıdaki pasaj, tüm dünyaya rahmet olarak gelen Peygamber'den bahsetmektedir.
Yahudiler ve Hristiyanlar, onu son Peygamber olarak inanmaya davet edilirler.
Kitapları yüzyıllar boyunca tahrif edilmiş olsa da, yine de o kitaplarda ona dair bazı atıflar bulabilirler.
- •
Müslüman alimler, bu atıflara örnek olarak Kitab-ı Mukaddes'ten pasajlar (Tesniye 18:15-18 ve 33:2, İşaya 42 ve Yuhanna 14:16 dahil) alıntılarlar.
Ancak, Kitab-ı Mukaddes alimleri bu pasajları farklı yorumlarlar.
- •
İmam Kurtubi'ye göre, Yahudilerin birçok katı kuralı ve uygulaması vardı.
Örneğin, Sebt Günü (Cumartesi) çalışmaları yasaktı, birçok suçları ölümle cezalandırılıyordu (Sebt'i ihlal etmek ve kasıtsız öldürme dahil), bazı iyi yiyecekler onlara haramdı ve
günahkarlarının Allah'ın affını kazanması son derece zordu.
157.
ayete dayanarak, Peygamber onlara kolaylık sağlamak ve onları bu yüklerden kurtarmak için geldi.

WORDS OF WISDOM
- •
Birisi şöyle sorabilir: 'Keşke Peygamber okuma yazma bilseydi, güzel olmaz mıydı?
' 29:48 ayetine göre, Peygamber okuma yazma bilmiyordu.
Eğer bilseydi, putperestler şöyle derlerdi: 'Bu Kur'an'ı diğer kutsal kitaplardan kopyalamış olmalı.
' Ayrıca, günümüzdeki bazı inkarcılar, Peygamber tarafından bahsedilen bazı bilimsel gerçekleri okuduklarında, o gerçekler o zamanlar bilinmese bile, 'Muhtemelen bir yerden
okumuştur' diye iddia ederlerdi.
- •
Örneğin,

WORDS OF WISDOM
- •
Biri şöyle sorabilir: "Söyledikleriniz doğruysa, Peygamber neden bazı insanlara deve idrarı içmelerini emretti?
" Bu soruyu yanıtlamak için aşağıdaki hususları göz önünde bulunduralım: Peygamber o kişilere bunu kahve gibi içmelerini söylemedi.
Onlar bir mide hastalığına yakalanmışlardı ve Peygamber onlara şifa için belirli develerin (belli bitkilerle beslenmiş) sütünü ve idrarını içmelerini söyledi ve o hastalar
gerçekten iyileştiler.
(İmam Buhari ve İmam Müslim)
- •
Kahveden bahsetmişken, size ilginç bir bilgi verelim.
Dünyanın en pahalı 2 kahve türü şunlardır: 1) Black Ivory kahvesi (kilogramı 2.
500 dolar), Tayland'da filler tarafından sindirilmiş ve dışkılarından toplanan çekirdeklerden üretilir.
2) Kopi Luwak kahvesi (kilogramı 1.
300 dolar), Endonezya'da misk kedileri tarafından sindirilmiş çekirdeklerden üretilir.
(CEO Dergisi: https://bit.
ly/3WWE5S8).
- •
Bazı hayvan idrarları uluslararası alanda ilaç olarak kullanılmaktadır.
Örneğin, PMU olarak bilinen bir ilaç, hamile atların idrarından yapılmakta ve dünyanın en büyük ilaç şirketlerinden biri olan Pfizer (New York, ABD) tarafından üretilmektedir.

İman İmtihanı
154Musa'nın öfkesi dinince, içinde Rablerinden sakınanlar için hidayet ve rahmet bulunan levhaları aldı.
155Musa, kavminden yetmiş adamı belirlediğimiz buluşma için seçti.
Sonra onları bir sarsıntı yakalayınca dedi ki: "Rabbim!
Eğer dileseydin, onları daha önce de helak edebilirdin, beni de.
İçimizdeki sefihlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mı edeceksin?
Bu, sadece Senin bir imtihanın—bununla dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin.
Sen bizim velimizsin.
Öyleyse bizi bağışla ve bize merhamet et.
Sen bağışlayanların en hayırlısısın.
"
156"Bize bu dünyada da ahirette de güzellikler nasip et.
Biz gerçekten Sana yöneldik.
" (Allah) Buyurdu ki: "Azabıma gelince, onu dilediğime isabet ettiririm.
Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır.
Onu (rahmetimi) kötülükten sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.
"
157Onlar, Resul'e, Ümmi Nebi'ye uyanlardır; onu kendi yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılmış bulurlar.
O, onlara iyiliği emreder, kötülükten meneder; onlara temiz şeyleri helal kılar, pis şeyleri haram kılar; sırtlarındaki ağır yüklerini ve üzerlerindeki bağları kaldırır.
Ona inanan, onu saygı gösteren, ona destek olan ve onunla birlikte indirilen nura uyanlar, işte onlar felaha erenlerdir.
158De ki (Ey Muhammed): "Ey insanlar!
Ben hepinize Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim.
O ki göklerin ve yerin mülkü O'nundur.
O'ndan başka ilah yoktur.
O diriltir ve öldürür.
" Öyleyse Allah'a ve O'nun Resulüne, Ümmi Nebi'ye inanın; O ki Allah'a ve O'nun ayetlerine inanır.
Ona uyun ki hidayete eresiniz.
وَلَمَّا سَكَتَ عَن مُّوسَى ٱلۡغَضَبُ أَخَذَ ٱلۡأَلۡوَاحَۖ وَفِي نُسۡخَتِهَا هُدٗى وَرَحۡمَةٞ لِّلَّذِينَ هُمۡ لِرَبِّهِمۡ يَرۡهَبُونَ154
وَٱخۡتَارَ مُوسَىٰ قَوۡمَهُۥ سَبۡعِينَ رَجُلٗا لِّمِيقَٰتِنَاۖ فَلَمَّآ أَخَذَتۡهُمُ ٱلرَّجۡفَةُ قَالَ رَبِّ لَوۡ شِئۡتَ أَهۡلَكۡتَهُم مِّن قَبۡلُ وَإِيَّٰيَۖ أَتُهۡلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَّآۖ إِنۡ هِيَ إِلَّا فِتۡنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَآءُ وَتَهۡدِي مَن تَشَآءُۖ أَنتَ وَلِيُّنَا فَٱغۡفِرۡ لَنَا وَٱرۡحَمۡنَاۖ وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلۡغَٰفِرِينَ155
وَٱكۡتُبۡ لَنَا فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا حَسَنَةٗ وَفِي ٱلۡأٓخِرَةِ إِنَّا هُدۡنَآ إِلَيۡكَۚ قَالَ عَذَابِيٓ أُصِيبُ بِهِۦ مَنۡ أَشَآءُۖ وَرَحۡمَتِي وَسِعَتۡ كُلَّ شَيۡءٖۚ فَسَأَكۡتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلَّذِينَ هُم بَِٔايَٰتِنَا يُؤۡمِنُونَ156
ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلرَّسُولَ ٱلنَّبِيَّ ٱلۡأُمِّيَّ ٱلَّذِي يَجِدُونَهُۥ مَكۡتُوبًا عِندَهُمۡ فِي ٱلتَّوۡرَىٰةِ وَٱلۡإِنجِيلِ يَأۡمُرُهُم بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَىٰهُمۡ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيۡهِمُ ٱلۡخَبَٰٓئِثَ وَيَضَعُ عَنۡهُمۡ إِصۡرَهُمۡ وَٱلۡأَغۡلَٰلَ ٱلَّتِي كَانَتۡ عَلَيۡهِمۡۚ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِهِۦ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَٱتَّبَعُواْ ٱلنُّورَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ مَعَهُۥٓ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ157
قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنِّي رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيۡكُمۡ جَمِيعًا ٱلَّذِي لَهُۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ فََٔامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِ ٱلنَّبِيِّ ٱلۡأُمِّيِّ ٱلَّذِي يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَكَلِمَٰتِهِۦ وَٱتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمۡ تَهۡتَدُونَ158
Başka Bir İmtihan
159Musa kavminden öyle kimseler vardır ki, hak ile yol gösterirler ve onunla adaletle hükmederler.
160Onları on iki kabileye, her birini ayrı bir ümmet olarak ayırdık.
Musa kavmi kendisinden su istediğinde, ona vahyettik: 'Asanla taşa vur!
' Hemen on iki pınar fışkırdı.
Her kabile kendi içme yerini bildi.
Onların üzerini bulutlarla gölgelendirdik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik, 'Size rızık olarak verdiğimiz güzel şeylerden yiyin' diyerek.
Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendilerine zulmettiler.
161Ve onlara denildiğinde (hatırla): 'Bu şehirde oturun ve dilediğinizden yiyin.
'Hıtta' (bizi bağışla) deyin ve kapıdan secde ederek girin ki, Biz sizin hatalarınızı bağışlayalım ve iyilik yapanların mükafatını artıralım.
'
162Ama içlerinden zulmedenler, kendilerine söylenen sözü değiştirdiler.
Bunun üzerine Biz de onlara, yaptıkları zulümlerden dolayı gökten bir azap gönderdik.
وَمِن قَوۡمِ مُوسَىٰٓ أُمَّةٞ يَهۡدُونَ بِٱلۡحَقِّ وَبِهِۦ يَعۡدِلُونَ159
وَقَطَّعۡنَٰهُمُ ٱثۡنَتَيۡ عَشۡرَةَ أَسۡبَاطًا أُمَمٗاۚ وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ إِذِ ٱسۡتَسۡقَىٰهُ قَوۡمُهُۥٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡحَجَرَۖ فَٱنۢبَجَسَتۡ مِنۡهُ ٱثۡنَتَا عَشۡرَةَ عَيۡنٗاۖ قَدۡ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٖ مَّشۡرَبَهُمۡۚ وَظَلَّلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلۡغَمَٰمَ وَأَنزَلۡنَا عَلَيۡهِمُ ٱلۡمَنَّ وَٱلسَّلۡوَىٰۖ كُلُواْ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقۡنَٰكُمۡۚ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ160
وَإِذۡ قِيلَ لَهُمُ ٱسۡكُنُواْ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةَ وَكُلُواْ مِنۡهَا حَيۡثُ شِئۡتُمۡ وَقُولُواْ حِطَّةٞ وَٱدۡخُلُواْ ٱلۡبَابَ سُجَّدٗا نَّغۡفِرۡ لَكُمۡ خَطِيٓـَٰٔتِكُمۡۚ سَنَزِيدُ ٱلۡمُحۡسِنِينَ161
فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡ قَوۡلًا غَيۡرَ ٱلَّذِي قِيلَ لَهُمۡ فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِجۡزٗا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَظۡلِمُونَ162

BACKGROUND STORY
- •
Eyle (Kızıldeniz kıyısında kadim bir kasaba) halkına Sebt günü (Cumartesi, dinlenme günü) balık avlamak yasaklanmıştı.
Ancak Cumartesi günleri balıklar her yerde bolca bulunurken, hafta içi hiç balık görünmezdi.
Yasağı aşmak için bazıları ağlarını Cuma günleri kurup, Pazar günleri ağlarına takılan balıkları toplamaya karar verdiler.
Bu uygulamaya karşı çıkanlar iki gruba ayrıldı: Bir grup, yasağı çiğneyenleri Sebt'e saygı göstermeye ikna etmeye çalıştı, ancak tavsiyeleri ciddiye alınmayınca kısa sürede
vazgeçti.
İkinci grup ise Sebt'i çiğneyenlere öğüt vermeye devam etti.
Sonunda, yasağı çiğneyenler cezalandırılırken, diğer iki grup kurtarıldı.
(İmam İbn Kesir)

SEBT'İN İMTİHANI
163Onlara sor, 'Ey Peygamber', deniz kenarında bulunan o kasabanın durumunu.
Hani halkı Sebt yasağını çiğnemişti.
Balıklar cumartesi günleri su yüzeyine akın eder, diğer günler ise hiç görünmezdi.
İşte onları, haddi aşmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.
164Hani içlerinden bir topluluk, diğerlerine şöyle demişti: "Allah'ın helak edeceği veya şiddetli bir azapla cezalandıracağı bir kavmi niçin uyarıyorsunuz?
" Onlar da şöyle cevap vermişlerdi: "Rabbinizin katında bir mazeret olsun diye ve belki sakınırlar diye.
"
165Onlar uyarılardan yüz çevirip durunca, kötülükten sakındıranları kurtardık.
Haddi aşmaları sebebiyle zulmedenleri ise şiddetli bir azapla yakaladık.
166Sonunda, yasaklandıkları şeyi yapmaya devam edince, onlara "Aşağılık maymunlar olun!
" dedik.
وَسَۡٔلۡهُمۡ عَنِ ٱلۡقَرۡيَةِ ٱلَّتِي كَانَتۡ حَاضِرَةَ ٱلۡبَحۡرِ إِذۡ يَعۡدُونَ فِي ٱلسَّبۡتِ إِذۡ تَأۡتِيهِمۡ حِيتَانُهُمۡ يَوۡمَ سَبۡتِهِمۡ شُرَّعٗا وَيَوۡمَ لَا يَسۡبِتُونَ لَا تَأۡتِيهِمۡۚ كَذَٰلِكَ نَبۡلُوهُم بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ163
وَإِذۡ قَالَتۡ أُمَّةٞ مِّنۡهُمۡ لِمَ تَعِظُونَ قَوۡمًا ٱللَّهُ مُهۡلِكُهُمۡ أَوۡ مُعَذِّبُهُمۡ عَذَابٗا شَدِيدٗاۖ قَالُواْ مَعۡذِرَةً إِلَىٰ رَبِّكُمۡ وَلَعَلَّهُمۡ يَتَّقُونَ164
فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِۦٓ أَنجَيۡنَا ٱلَّذِينَ يَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلسُّوٓءِ وَأَخَذۡنَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ بِعَذَابِۢ بَِٔيسِۢ بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُون165
فَلَمَّا عَتَوۡاْ عَن مَّا نُهُواْ عَنۡهُ قُلۡنَا لَهُمۡ كُونُواْ قِرَدَةً خَٰسِِٔينَ166
How to study Surah Al-A'râf with children
Use this children's lesson as a guided path: read the short explanation, look at the Arabic verse, listen to related recitation, and return to the full surah when your child is ready for more detail.
Parents can review one section at a time, ask the child to repeat the main idea, and then continue with the next part or a nearby surah. This keeps the lesson connected with Quran reading, audio, and daily practice.