Kum Tepeleri
الأحْقَاف
الاحقاف

LEARNING POINTS
Bu sure, Kur'an ve Kıyamet Günü hakkındaki yalanları çürütür.
Arap müşrikler, geçmişte çok daha güçlü başka inkârcıların kolayca helak edildiği konusunda uyarılırlar.
Allah, kudretli Yaratıcı ve Rızık Vericidir; oysa putlar faydasızdır.
Peygamber'e sabırlı olması ve sonunda başarılı olacağı öğütlenir.
Birçok Mekkeli'nin aksine, bir grup cin, Peygamber'in Kur'an tilavetini dinledikten sonra İslam'ı kabul etti.


BACKGROUND STORY
Bu sure, Peygamber'in hayatının çok zor bir döneminde nazil oldu. Medine'ye hicretten üç yıl önce, en büyük iki destekçisi – eşi Hatice ve amcası Ebu Talib – sadece üç gün arayla vefat etti. Bunun üzerine Mekke'de kolay bir hedef haline geldi ve putperestler ona yönelik tacizlerini artırdılar. Sonunda, mesajını kabul edecek kimseler bulma ümidiyle Taif şehrine (Mekke'ye 100 km'den fazla mesafede) yürümeye karar verdi. On gün boyunca Taif halkını İslam'a davet etti, ancak onlar Mekkelilerden çok daha kötü çıktılar. Sadece onunla alay etmekle kalmadılar, aynı zamanda çocuklarını ve hizmetkarlarını da onu aşağılamaları ve taşlamaları için gönderdiler. Peygamber, kalbi kırık ve ayakları kan içinde Mekke'ye döndü. Sonra Cebrail ve dağlardan sorumlu melek ona gelerek, "İstersen onları senin için kolayca helak edebiliriz" dediler. Ancak o, "Hayır! Umarım onların çocukları yalnızca Allah'a ibadet ederler!" diye cevap verdi. Ve Peygamber'in duası kabul oldu.
Kuran Rahmet Olarak
1Ha-Mim. 2Bu Kitab'ın indirilmesi, Aziz ve Hakim olan Allah'tandır. 3Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirli bir süre için yarattık. İnkarcılar ise uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler. 4De ki: "Allah'tan başka çağırdığınız şeyleri gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünde ne yarattılar? Yoksa onların göklerin yaratılışında bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söylüyorsanız, bana bundan (bu Kur'an'dan) önce indirilmiş bir kitap veya bir bilgi kırıntısı getirin." 5Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendilerine cevap veremeyecek ve onların çağrılarından habersiz olanlardan daha sapık kim olabilir? 6Ve o insanlar haşrolundukları zaman, o (taptıkları) ilahlar onlara düşman olacak ve onların ibadetlerini inkar edeceklerdir.
حمٓ 1تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ 2مَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَأَجَلٖ مُّسَمّٗىۚ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَمَّآ أُنذِرُواْ مُعۡرِضُونَ 3قُلۡ أَرَءَيۡتُم مَّا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُواْ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ لَهُمۡ شِرۡكٞ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِۖ ٱئۡتُونِي بِكِتَٰبٖ مِّن قَبۡلِ هَٰذَآ أَوۡ أَثَٰرَةٖ مِّنۡ عِلۡمٍ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ 4وَمَنۡ أَضَلُّ مِمَّن يَدۡعُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَن لَّا يَسۡتَجِيبُ لَهُۥٓ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَهُمۡ عَن دُعَآئِهِمۡ غَٰفِلُونَ 5وَإِذَا حُشِرَ ٱلنَّاسُ كَانُواْ لَهُمۡ أَعۡدَآءٗ وَكَانُواْ بِعِبَادَتِهِمۡ كَٰفِرِينَ6
Müşrikler Tarafından Reddedilen Kur'an
7Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman, hak kendilerine geldiğinde inkarcılar derler ki: "Bu apaçık bir sihirdir." 8Yoksa "Onu (Kur'an'ı) uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi benden savamazsınız. Sizin onun hakkında ne 'yalanlar' uydurduğunuzu en iyi O bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." 9De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne olacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٖ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمۡ هَٰذَا سِحۡرٞ مُّبِينٌ 7أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ إِنِ ٱفۡتَرَيۡتُهُۥ فَلَا تَمۡلِكُونَ لِي مِنَ ٱللَّهِ شَيًۡٔاۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَا تُفِيضُونَ فِيهِۚ كَفَىٰ بِهِۦ شَهِيدَۢا بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡۖ وَهُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ 8قُلۡ مَا كُنتُ بِدۡعٗا مِّنَ ٱلرُّسُلِ وَمَآ أَدۡرِي مَا يُفۡعَلُ بِي وَلَا بِكُمۡۖ إِنۡ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّ وَمَآ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٞ مُّبِينٞ9

BACKGROUND STORY
Abdullah ibn Salam, Medine'de yaşayan Yahudi bir alimdi. Bilgisi ve yüksek konumu nedeniyle çok saygı duyulan biriydi. Arabistan'da zuhur edecek peygamberin alametlerini biliyordu ve bu peygamberle tanışmayı dört gözle bekliyordu. Peygamber Mekke'den ayrılıp Medine'ye hicret ettiğinde, haber hızla yayıldı. Abdullah haberi aldığında bir hurma ağacının tepesindeydi. "Allahu Ekber!" diye bağırdı ve ağaçtan atladı. Teyzesi şaşırmıştı. "Allah'a yemin ederim ki, Musa şehre gelse bu kadar heyecanlanmazdın!" dedi. O da, "Muhammed, Musa'nın kardeşi gibidir. O da onun gibi bir peygamberdir," dedi. Abdullah, Peygamber'i karşılamaya gelen insanlara katılmak için acele etti. Onu gördüğünde kendi kendine, "Bu bir yalancının yüzü olamaz," dedi. Abdullah, Peygamber'den duyduğu ilk şeyin şu olduğunu söyledi: "Ey insanlar! Selamı yayın! Açları doyurun! Akrabalık bağlarınızı koruyun! İnsanlar uyurken gece namaz kılın! Ve cennete esenlikle girin." Abdullah daha sonra İslam'ı kabul etti ve Peygamber ona cenneti müjdeledi. Birçok âlim, aşağıdaki 10. ayette geçen "İsrailoğullarından bir şahit" ifadesinin Abdullah ibn Salam'ı kastettiğini söyler.

Kibirli Putperestler
10De ki: "Ne dersiniz, eğer bu Kur'an Allah katından ise ve siz onu inkâr ediyorsanız, İsrailoğullarından bir şahit de onun benzerine şahitlik edip iman etmişse, siz ise büyüklük taslamışsanız? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." 11İnkârcılar, iman edenler hakkında derler ki: "Eğer bu (Kur'an) hayırlı bir şey olsaydı, onlar (o zayıf müminler) bizi geçemezlerdi." Onunla hidayet bulmayı reddettikleri için, "Bu, eski bir yalandır!" diyeceklerdir. 12Bu (Kur'an)'dan çok önce, Musa'nın Kitabı bir rehber ve rahmet olarak indirilmişti. Ve bu Kitap, Arapça bir dille, zalimleri uyarmak ve iyilik yapanlara müjde olmak üzere bir tasdiktir.
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كَانَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ وَكَفَرۡتُم بِهِۦ وَشَهِدَ شَاهِدٞ مِّنۢ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ عَلَىٰ مِثۡلِهِۦ فََٔامَنَ وَٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ 10وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَوۡ كَانَ خَيۡرٗا مَّا سَبَقُونَآ إِلَيۡهِۚ وَإِذۡ لَمۡ يَهۡتَدُواْ بِهِۦ فَسَيَقُولُونَ هَٰذَآ إِفۡكٞ قَدِيمٞ 11وَمِن قَبۡلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامٗا وَرَحۡمَةٗۚ وَهَٰذَا كِتَٰبٞ مُّصَدِّقٞ لِّسَانًا عَرَبِيّٗا لِّيُنذِرَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُحۡسِنِينَ12
Müminlerin Mükafatı
13Şüphesiz, "Rabbimiz Allah'tır" diyen ve sonra da dosdoğru olanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. 14Onlar cennet ehlidir, yaptıklarının karşılığı olarak orada ebediyen kalacaklardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُواْ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسۡتَقَٰمُواْ فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ 13أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ14
Müminlerin Tavrı
15Biz insana, anne babasına iyi davranmasını vasiyet ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onu taşıması ve sütten kesmesi en az otuz ay sürer. Nihayet kırk yaşına ulaştığında der ki: "Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimetlere daima şükretmemi ve senin razı olacağın salih ameller işlememi ilham et. Soyumdan gelenleri de benim için salih kıl. Şüphesiz ben sana tevbe ettim ve ben sana teslim olanlardanım." 16İşte bunlar, yaptıkları iyilikleri kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız, cennetlikler arasında bulunan kimselerdir. Bu, kendilerine verilen hak bir vaattir.
وَوَصَّيۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيۡهِ إِحۡسَٰنًاۖ حَمَلَتۡهُ أُمُّهُۥ كُرۡهٗا وَوَضَعَتۡهُ كُرۡهٗاۖ وَحَمۡلُهُۥ وَفِصَٰلُهُۥ ثَلَٰثُونَ شَهۡرًاۚ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَبَلَغَ أَرۡبَعِينَ سَنَةٗ قَالَ رَبِّ أَوۡزِعۡنِيٓ أَنۡ أَشۡكُرَ نِعۡمَتَكَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَيَّ وَأَنۡ أَعۡمَلَ صَٰلِحٗا تَرۡضَىٰهُ وَأَصۡلِحۡ لِي فِي ذُرِّيَّتِيٓۖ إِنِّي تُبۡتُ إِلَيۡكَ وَإِنِّي مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ 15أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنۡهُمۡ أَحۡسَنَ مَا عَمِلُواْ وَنَتَجَاوَزُ عَن سَئَِّاتِهِمۡ فِيٓ أَصۡحَٰبِ ٱلۡجَنَّةِۖ وَعۡدَ ٱلصِّدۡقِ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ16
Şerlilerin Tutumu
17Ama bazıları ebeveynlerine çıkışır: "Yeter artık! Benden önce nice nesiller ebediyen ölüp gitmişken, beni 'kabirden' çıkarılacağımla mı uyarıyorsunuz?" Ebeveynler Allah'a yardım için yakarır ve çocuklarını uyarır: "Yazıklar olsun sana! İman et. Allah'ın vaadi kesinlikle gerçektir." Ama o inkarcılar devam eder, diyerek: "Bunlar sadece masal." 18İşte bunlar, kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insanlardan oluşan diğer 'inkarcı' topluluklar gibi helak olmayı hak edenlerdir - onlar gerçekten de hüsrana uğrayanlardı.
وَٱلَّذِي قَالَ لِوَٰلِدَيۡهِ أُفّٖ لَّكُمَآ أَتَعِدَانِنِيٓ أَنۡ أُخۡرَجَ وَقَدۡ خَلَتِ ٱلۡقُرُونُ مِن قَبۡلِي وَهُمَا يَسۡتَغِيثَانِ ٱللَّهَ وَيۡلَكَ ءَامِنۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقّٞ فَيَقُولُ مَا هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ 17أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَوۡلُ فِيٓ أُمَمٖ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِم مِّنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ خَٰسِرِينَ18
Müminlerin ve Fasıkların Mükafatı
19Her biri, yaptıklarına göre farklı derecelerde olacaklardır ki, Allah onlara karşılıklarını eksiksiz ödesin. Ve hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir. 20İnkarcıların ateşe sunulacağı günü düşün. Onlara şöyle denilecek: "Siz dünya hayatınızda size düşen güzellikleri tükettiniz ve onlardan doyasıya yararlandınız. Bugün ise size, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızdan ve haddi aşmanızdan dolayı alçaltıcı bir azapla karşılık verilecektir."
وَلِكُلّٖ دَرَجَٰتٞ مِّمَّا عَمِلُواْۖ وَلِيُوَفِّيَهُمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ 19وَيَوۡمَ يُعۡرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَلَى ٱلنَّارِ أَذۡهَبۡتُمۡ طَيِّبَٰتِكُمۡ فِي حَيَاتِكُمُ ٱلدُّنۡيَا وَٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِهَا فَٱلۡيَوۡمَ تُجۡزَوۡنَ عَذَابَ ٱلۡهُونِ بِمَا كُنتُمۡ تَسۡتَكۡبِرُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَبِمَا كُنتُمۡ تَفۡسُقُونَ20

Peygamber Hud
21Âd'ın kardeşini hatırla ki, kum tepelerinde yaşayan kavmini uyarmıştı -ondan önce ve sonra da uyarıcılar gelip geçmişti- şöyle diyerek: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum." 22Dediler ki: "Bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi getir bize." 23Dedi ki: "Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ben size sadece gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum. Fakat ben sizin cahillik eden bir kavim olduğunuzu görüyorum." 24Vadilerine doğru gelen 'ağır' bir bulut şeklinde azabı gördüklerinde, sevinerek dediler ki: "Bu bize yağmur getiren bir buluttur." Hud dedi ki: "Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir: 'dehşetli' bir rüzgar, acı veren bir azap taşıyor!" 25Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir etti, geriye harabelerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte biz mücrim kavmi böyle cezalandırırız.
وَٱذۡكُرۡ أَخَا عَادٍ إِذۡ أَنذَرَ قَوۡمَهُۥ بِٱلۡأَحۡقَافِ وَقَدۡ خَلَتِ ٱلنُّذُرُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦٓ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٖ 21قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا لِتَأۡفِكَنَا عَنۡ ءَالِهَتِنَا فَأۡتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ 22قَالَ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّآ أُرۡسِلۡتُ بِهِۦ وَلَٰكِنِّيٓ أَرَىٰكُمۡ قَوۡمٗا تَجۡهَلُونَ 23فَلَمَّا رَأَوۡهُ عَارِضٗا مُّسۡتَقۡبِلَ أَوۡدِيَتِهِمۡ قَالُواْ هَٰذَا عَارِضٞ مُّمۡطِرُنَاۚ بَلۡ هُوَ مَا ٱسۡتَعۡجَلۡتُم بِهِۦۖ رِيحٞ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمٞ 24تُدَمِّرُ كُلَّ شَيۡءِۢ بِأَمۡرِ رَبِّهَا فَأَصۡبَحُواْ لَا يُرَىٰٓ إِلَّا مَسَٰكِنُهُمۡۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡمُجۡرِمِينَ25
Putperestlere Uyarı
26Şüphesiz Biz, o helak ettiklerimizi, sizi yerleştirmediğimiz bir şekilde yeryüzünde yerleştirmiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara hiçbir fayda sağlamadı; çünkü onlar Allah'ın ayetlerini inkar etmeye devam ediyorlardı. Ve böylece alay ettikleri şey onları kuşattı. 27Şüphesiz Biz, çevrenizdeki nice toplumları, onlara her türlü ayeti gösterdikten sonra helak ettik ki belki dönerler. 28Peki, Allah'tan başka ilah edindikleri ve (O'na) yakınlaşmak umuduyla taptıkları şeyler onlara neden yardım etmedi? Aksine, onlar onları yüzüstü bıraktılar. İşte bu, onların yalanları ve uydurduklarıdır.
وَلَقَدۡ مَكَّنَّٰهُمۡ فِيمَآ إِن مَّكَّنَّٰكُمۡ فِيهِ وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ سَمۡعٗا وَأَبۡصَٰرٗا وَأَفِۡٔدَةٗ فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُمۡ سَمۡعُهُمۡ وَلَآ أَبۡصَٰرُهُمۡ وَلَآ أَفِۡٔدَتُهُم مِّن شَيۡءٍ إِذۡ كَانُواْ يَجۡحَدُونَ بَِٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ 26وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَا مَا حَوۡلَكُم مِّنَ ٱلۡقُرَىٰ وَصَرَّفۡنَا ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ 27فَلَوۡلَا نَصَرَهُمُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ قُرۡبَانًا ءَالِهَةَۢۖ بَلۡ ضَلُّواْ عَنۡهُمۡۚ وَذَٰلِكَ إِفۡكُهُمۡ وَمَا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ28

BACKGROUND STORY
Peygamber'in Taif şehrinde eziyet görmesinden sonra, Mekke'ye dönmeye karar verdi. Yolda geceleyin namaza durdu. Bir grup cin onun okuyuşunu işittiğinde, Kur'an'a aşık oldular ve İslam'ı kabul ettiler. Sonra bu grup, diğer cinlere İslam'ı öğretmek üzere geri döndü. Daha fazla ayrıntı aşağıda 29-32. ayetlerde ve ayrıca 72:1-15'te verilmektedir.
Cinler Kur'an'ı Dinler
29Hatırla ki, ey Peygamber, cinlerden bir grubu Kur'an'ı dinlemek üzere sana yönelttiğimiz zaman. Onu işittiklerinde birbirlerine 'Sessiz olun!' dediler. Sonra okuma sona erince, kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. 30Dediler ki: "Ey kavmimiz! Musa'dan sonra indirilmiş, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçekten muhteşem bir kitap işittik. O, hakka ve doğru yola iletir." 31Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine icabet edin ve ona iman edin. O, günahlarınızı bağışlar ve sizi elem verici bir azaptan korur. 32Kim Allah'ın davetçisine icabet etmezse, yeryüzünde O'ndan kaçıp kurtulamaz ve O'na karşı kendisini koruyacak veliler de bulamaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
وَإِذۡ صَرَفۡنَآ إِلَيۡكَ نَفَرٗا مِّنَ ٱلۡجِنِّ يَسۡتَمِعُونَ ٱلۡقُرۡءَانَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوٓاْ أَنصِتُواْۖ فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوۡاْ إِلَىٰ قَوۡمِهِم مُّنذِرِينَ 29قَالُواْ يَٰقَوۡمَنَآ إِنَّا سَمِعۡنَا كِتَٰبًا أُنزِلَ مِنۢ بَعۡدِ مُوسَىٰ مُصَدِّقٗا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلۡحَقِّ وَإِلَىٰ طَرِيقٖ مُّسۡتَقِيمٖ 30يَٰقَوۡمَنَآ أَجِيبُواْ دَاعِيَ ٱللَّهِ وَءَامِنُواْ بِهِۦ يَغۡفِرۡ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُجِرۡكُم مِّنۡ عَذَابٍ أَلِيمٖ 31وَمَن لَّا يُجِبۡ دَاعِيَ ٱللَّهِ فَلَيۡسَ بِمُعۡجِزٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَيۡسَ لَهُۥ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءُۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلٖ مُّبِينٍ32
Ahiret
33Onlar görmüyorlar mı ki Allah, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratırken yorulmayan, ölüleri diriltmeye kadirdir? Elbette! O, şüphesiz her şeye kadirdir. 34Ve o gün ki inkârcılar ateşe arz edilecekler, onlara denilecek: "Bu diriliş gerçek değil mi?" Onlar diyecekler: "Evet, Rabbimize andolsun ki!" Onlara denilecek: "Öyleyse inkârınızdan dolayı azabı tadın!"
أَوَ لَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَلَمۡ يَعۡيَ بِخَلۡقِهِنَّ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰۚ بَلَىٰٓۚ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ قَدِيرٞ 33وَيَوۡمَ يُعۡرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَلَى ٱلنَّارِ أَلَيۡسَ هَٰذَا بِٱلۡحَقِّۖ قَالُواْ بَلَىٰ وَرَبِّنَاۚ قَالَ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ34
Peygambere Nasihat
35Öyleyse sabret, ulü'l-azm sahibi peygamberler gibi. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri şeyi gördükleri gün, sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamışlardır. Bu bir tebliğdir! Fâsıklardan başkası mı helâk edilir?
فَٱصۡبِرۡ كَمَا صَبَرَ أُوْلُواْ ٱلۡعَزۡمِ مِنَ ٱلرُّسُلِ وَلَا تَسۡتَعۡجِل لَّهُمۡۚ كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَ مَا يُوعَدُونَ لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا سَاعَةٗ مِّن نَّهَارِۢۚ بَلَٰغٞۚ فَهَلۡ يُهۡلَكُ إِلَّا ٱلۡقَوۡمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ35